Atatürk ve Azınlıklar

Atatürk ve Azınlıklar

Nutuk’ta Azınlıklar Meselesi ve Atatürk’ün Azınlıklar Hakkındaki Görüşleri

Suat Akgül
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 29, Cilt: X, Temmuz 1994

M. KEMAL PAŞA’NIN AZINLIKLAR HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

M. Kemâl Paşa’ya göre azınlıklar gayr-i müslimler idi. O’nun bu konu ile ilgili görüşlerini birkaç örnekle belirtirsek yeni Türk Devleti’nin azınlık politikasının da ana fikrini tespit etmiş oluruz.

O’na göre “Mister Wilson’un isteği, azınlıkların can ve mal güvenlikleri ve her türlü hakları ve gelişme imkanları için gereken herşeye, zaten öteden beri devletimiz ve milletimiz tarafından saygı gösterilmiş idi. Gerçekten azınlıkların Osmanlı Devleti ve milletin bağrından sahip oldukları ayrıcalıklar üç-yüz yılı aşkın bir süreden beri fazlasıyla vardı. Şu halde bu sınırlama (Wilson’un 12. maddesi. S.A.) bizim için yeni bir şey değildir”9.

“Yabancı unsurların inançlarına ve törelerine hiçbir millet, milletimizden daha çok saygı göstermemiştir. Hatta denebilir ki, başka dinden olanların dinine ve halkına saygılı olan tek millet bizim milletimizdir.

Fatih İstanbul’da bulduğu dini ve milli teşkilatı olduğu gibi bıraktı. Rum patrik’i, Bulgar egzarhı ve Ermeni kategigosu gibi Hristiyan dini başkanları ayrıcalıklı oldu. Kendilerine her türlü serbestliği bağışladı.

İstanbul’un fethinden beri, gayr-i müslimlerin yararlandıkları bu geniş ayrıcalıklar, milletimizin dini ve siyasi dünyanın en hoşgörülü ve cömert bir milleti olduğunu belirtir ve bunun en açık delilini oluşturur10.

“Osmanlı Devleti’nin son dakikaya kadar gösterdiği manzara şu idi. Memleket dahilinde bütün Hıristiyan unsurlar, esas unsurun üstünde birçok istisna ve imtiyazlara sahip. Bu unsurlar, devleti mahvetmek için her türlü hususi teşkilata sahip ve haricin daimi teşviklerine ve himayesine mazhar. Devlet ve Hükümet ise bunu menetmekten âciz. Çünkü, bütün bu imhakâr teşebbüslerin dayanak noktası hariçte bir takım kuvvetli devletler idi. Hariçteki devletler hem bir taraftan dahildeki unsurları, devlet ve memleketi tahrip etmeğe ve bir takım istiklâllere meydana getirmeye teşvik ediyor, harekete getiriyor; bir taraftan da onların nam ve hesabına müdahale ediyor, çalışıyor ve bu suretle bütün dünya nazarında Osmanlı Devleti’nin hiçbir kıymet ve fazilet ve haysiyeti kalmıyor, devlet haysiyeti namına hiçbir şey kendisinde mevcut kabul edilmiyor, adeta himaye ve vesayet altında bir toplum gibi farz olunuyordu”11.

M. Kemal Paşa’nın azınlıklarla ilgili görüşleri bu konulardaki uygulamalarıyla da kendisini göstermiştir. Özellikle Sevr’in reddedilmesi ve Lozan Andlaşmasında bunları görmekteyiz.

II. BÖLÜM

NUTUK’A GÖRE AZINLIKLAR MESELESİ

a) Erzurum Kongresi’ne Kadar Azınlıklar Meselesi:

1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktığında ülkenin genel durumu ve görünüşünü anlatan M. Kemal, azınlıklarla ilgili olarak da şöyle düşünüyordu: “memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar”12. Bunun için de İstanbul Rum Patrikhanesinde kurulan Mavri Mira Heyeti illerde çeteler kurarak gösteri, toplantı ve propagandalar yaptırıyordu. Yunan Kızılhaç’ı ve Resmi Göçmenler Komisyonu Mavri Mira Heyeti’ne yardımcı oluyordu. Yine bu Cemiyetin yönetimindeki Rum Okullarını, İzci teşkilâtları gençleri de içine almak üzere heryerde kuruluşunu tamamlıyordu.

Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Heyeti ile birlikte çalışıyordu. Ermeni hazırlığı da “tıpkı Rum hazırlığı gibi” ilerlemekteydi. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve İstanbul’daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiçbir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışmaktaydılar13.

M. Kemâl Paşa, Rum ve Ermeniler’in bu faaliyetleri karşısında çeşitli kurtuluş çareleri düşünüldüğünü ve bir takım cemiyetler kurulduğunu belirtmektedir. Özellikle Vilayât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin faaliyetlerinden bahseden M. Kemâl, Ermeniler’in Müslümanlara gaddarca davranmış olduklarının ve Ermeniler’in kötülüklerinin belgelerle tüm dünyaya cemiyet tarafından duyurulacağını belirtmektedir14.

M. Kemal bu cemiyetin niyetini ise şu şekilde açıklamaktadır: “Cemiyetin kuruluşuna yol açan asıl sebep ve düşünce, Doğu illerinin Ermenistan’a verilmesi ihtimali oluyor. Tarihi ve ilmî olarak millî hakları savunmaya çalışıyor.”

Ayrıca Karadeniz sahilindeki bölgelerde de bir Rum-Pontus Hükümeti korkusunun Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni doğurduğu düşüncesindedir15.

Samsun ve dolaylarında Rum çetelerinin Müslüman halka saldırması ve zaten vasıtasız brakılmış olan bölge yöneticilerinin yabancıların da işe karışmaları yüzünden hiçbir tedbir alamamalarının durumu güçleştirdiğini belirten M. Kemal, o bölgede millî teşkilât kurulmasına karar verdi16.

İşte bundan sonra M. Kemal’in Anadolu’da millî teşkilât kurmak için büyük bir faaliyet içinde olduğunu ve çeşitli telgraflaşmalar-yazışmalar yaptığını görüyoruz. Kendisinin bu faaliyetlerinden azınlıklarla ilgili görüşlerini anlamak mümkündür17.

İzmir, Manisa ve Aydın’ın işgal edilmesine, yapılan saldırı ve zulümlere, yeterince tepki gösterilmediğini düşünen M. Kemal, işgalcilere ve onların destekçilerine karşı nasıl hareket edilmesi gerektiğini 28 Mayıs 1919 tarihinde bir genelge ile yayınladı. Genelgede ayrıca “düzenlenen millî gösterilerde terbiye ve ağırbaşlılığın titizlikle korunması, Hıristiyan halka karşı saldırı, gösteri ve düşmanlık gibi tavır ve davranışlardan sakınılmasının zaruri olduğu” belirtildi18.

Bu genelgenin bazı yerlerde yersiz korkularla uygulanmadığını eleştiren M. Kemal, “miting sırasında Rumlar’ın uygunsuz davranışlarda bulunabileceklerinin, miting heyetinde Rumlar’ın bulunmalarının ciddiyetsizliğe ve gevşekliğe delil sayıldığı, bunun da elbette İstanbul ve düşmanlar için pek değerli olduğu” görüşündedir19.

Bu genelge üzerine yapılan miting ve gösterilere İstanbul Hükümeti’nden de tepkiler gelmekteydi. Harbiye Nazırı Şevket gönderdiği yazıda “Ermeni mültecilerin güvenliği ile ilgili olarak son günlerde oldukça kaygı verici haberler almış olduğunu, Ermeniler’in iyi korunması ve himayeleri için elden gelen bütün tedbirlerin alınması gerektiğini” tehditvari bir ifade ile M. Kemal Paşa’ya bildirdi20. Ortada kaygı verici bir durum olmadığını, bu yaygaraların milletçe yapılmaya başlanan gösterilerden korkuya düşen Hıristiyan azınlıkların, yabancıların dikkatini kendi üzerlerine çekmek için kasıtlı olarak yaydıkları uydurma haberler olarak kabul edilmesi gerektiğini belgeleriyle birlikte açıklayan M. Kemal21, Harbiye Nezaretine gönderdiği cevabî telgrafında, “Sivas ve çevresinde eskiden beri bulunan Ermeniler’i ve sonradan gelen mültecileri yılgınlığa düşürecek hiçbir olay geçmemişti. Ne Sivas’ta ne de çevresinde kaygı verici herhangi bir durum yoktur. Herkes sükûnet içinde iş ve güçleriyle meşguldür. Bunu kesinlikle bilginize sunar ve sizi temin ederim. Bu bakımdan İngiliz notasındaki haberlerin nereden kaynaklandığı bendenizce bilinmek gerekir. İzmir ve Manisa’nın işgali ile ilgili acı haberler üzerine Müslüman halk tarafından yapılan ve Hıristiyan azınlıklar hakkında hiçbir düşmanlık duygusu gütmeyen toplantılardan belki de bazılarının ürkmüş olması hatıra gelebilir. İtilaf Devletleri milletimizin haklarına ve bağımsızlığına saygılı kaldıkça, millet de vatanın saldırıya uğrayıp parçalanmayacağından emin oldukça, Hıristiyan azınlıkların korkuya kapılmalarına hiçbir sebep yoktur. Bu konuda devlete karşı her türlü sorumluluğu yüklenir ve buna kesinlikle güven buyurulmasını istirham ederim. Ancak, milletin bağımsızlık ve varlığını yok eden ve millî varlığı tehlikeye düşüren işgal, cana kıyma ve zulüm gibi İzmir bölgesinde görülmekte olan olayların ve benzerlerinin tekrarlanmasına karşı, ne milletin heyecanını ve içindeki acıları ne de bundan doğacak millî gösterileri engelleyip durdurmak için kendimde ve hiç kimse de bir güç ve kudret göremeyeceğim gibi, bu yüzden çıkacak olayların karşısında da sorumluluk kabul edebilecek ne bir komutan ne bir sivil yönetici ve ne de bir hükümet tasavvur edebilirim”, denilmekte ve bütün komutanlara, vali, ve musasarrıflara bir genelge ile bildirilmektedir22. Ayrıca Ermeni muhtariyeti konusunda da Damat Ferit Paşa’nın Paristeki konuşmalarını eleştirmekte, bir Ermeni muhtariyetine karşı Doğu illeri halkının duyguları belirtilmektedir23.

b) Erzurum Kongresinde Azınlıklar Meselesi:

M. Kemal Paşa vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu bir genelge ile bildirdikten sonra millî teşkilâtı Anadolu’da yaygınlaştırmak için çeşitli faaliyetlerde bulundu.

Sivas’ta millî bir kongrenin toplanmasına karar veren M. Kemal, daha önce; özellikle Doğu’da bir Ermeni, Karadeniz’de ise bir Pontus devleti kurulması girişimlerini engellemek maksadıyla Erzurum’da toplanan kongreye katıldı. Bu kongrede bir açış konuşması yapan M. Kemal, millî bir devletin kurulması gerekliliğini tarihi bir perspektiften değerlendirirken millî harekâtın azınlık politikasını da belirtmiş oluyordu.

Bu açış konuşmasında M. Kemal; “Osmanlı uyruğunda olan Rum ve Ermeni azınlıklar gördükleri kışkırtma ve desteklerle millî namusumuzu yaralayacak taşkınlıklardan başlayarak sonunda, acı ve kanlı olaylara dönüşecek kadar küstahça saldırılara koyuldular. Fakat derin bir acıyla söylemeliyiz ki, küstahlıklar sekiz aydır gelişmiş ve yayılmıştır. Vatanımızın bölünüp parçalanması söz ve karar konusu olmuş, Doğu illerimizde bir “Ermenistan” Adana ve Kozan yöresinde “Kilikya” adlarına bir başka Ermenistan kurulması, Batı Anadolu’nun İzmir ve Aydın yöresinde Yunanistan; Karadeniz kıyılarımızda bir “Pontus Krallığı” ve geri kalan anayurt bölgelerinde de yabancıların işgal ve koruyuculuğu gibi tasarılarla artık 650 yıldır bağımsız olarak saltanatını sürdürmüş, tarihte hak severliği ve yiğitliğini bir zamanlar Hindistan kapılarına, bir yandan Afrika ortasına ve Macaristan’ın batısına kadar götürmüş olan bu milletin artık tutsaklığa ve köleliğe indirilmesi ve en sonunda bu devletin tarihinin sayfalarını kapatarak sonsuzluk çukuruna gömmek gibi insanlık ve uygarlıkla, hale milliyet ilkesiyle bağdaştırılamayan, istekler uygun görülmüş ve görülüyor ki, hemen uygulama dönemi de başlamıştır” demektedir24. Devamla “Şurada acıklı bir gerçek olmak üzere belirteyim ki, memleketimizde aşırı derecede yabancı parası ve yoğun birçok propagandalar vardır. Burada varılmak istenen gaye açıkça görülmektedir ki, milli harekatı engelleme ve millî emelleri kötürümleştirme Yunan ve Ermeni isteklerini ve vatanın önemli bazı yerlerini ele geçirme niyetlerini kolaylaştırmaktadır” demektedir25.

Kongre aldığı kararlarda azınlıklar konusuna da önemli bir yer verdi. Buna göre “Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçalarının bir bütün olduğu bölünemeyeceği, Hıristiyan azınlıklara siyasî hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemeyeceği, manda ve himayenin kabul olunamayacağı kararı alındı26. Böylece millî bir devlete doğru ilk ciddi ve önemli adım atılmış oldu.

c) Sivas Kongresi Sıralarında Azınlıklar Meselesi:

Sivas Kongresinin gündemini, Erzurum Kongresinin tüzük ve bildiri metinleri ile M. Kemal Paşa’dan önce Sivas’a gelmiş olan 25 üyenin hazırladığı bir muhtıra oluşturmuştur.

Bu duruma göre Erzurum Kongresinde azınlıkları ilgilendiren kararlar ve azınlıklarla ilgili düşünceler aynen kabul edilmiştir. Sadece Erzurum Kongresinde “her türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bağlı sayacağımızdan, topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir” yerine; “Her türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir”, denildi27.

Bu cümleden de anlaşılacağı gibi İtilâf Devletlerinin herhangi bir düşmanca tavrına karşı direnilecektir.

Sivas Kongresi’nin 8 Eylüldeki toplantısında Amerikan mandası ile ilgili bir muhtıra tartışıldı. M. Kemal, Nutuk’ta bu muhtıranın tartışılmasıyla ilgili olarak daha önce kendisine Amerikan mandası konusunda yapılan propagandalardan örnekler verdi. 5. inci Kafkas Tümeni Komutanı Vekili Arifin Amasya’dan 25/26-7-1919 tarihli telgrafını aynen okudu.

Bu telgrafa göre Amerika temsilcisiyle yapılan görüşmede Wilson’a, Amerikan Senatosu’na ve Amerikan Kongresi’ne bazı şartlarla başvurulması teklif edilir. Bu şartlar arasında ise öğretim ve eğitimin yayılması ve genelleştirilmesi ile din ve mezhep hürriyetinin sağlanması isteği de vardır28.

M. Kemal Paşa bu iki öneriye kuşkulu ve dikkatli bir şekilde yaklaşarak karşı bir telgraf gönderdi. Buna göre; “öğretim ve eğitimin yayılmasından ve genelleştirilmesinden maksat nedir? İlk anda hatırımıza gelen, memleketin her tarafında okullarının açılmasıdır. Çünkü daha şimdiden yalnız Sivas’ta yirmi beş kadar okul açmışlardır ki, yalnız bir tanesinde binbeşyüz kadar Ermeni öğrenci vardır29. Bu durum karşısında Osmanlı ve İslâm eğitim ve öğretiminin yayılması ve genelleştirilmesi ile bu teşebbüs nasıl bağdaştırılacaktır.

Din ve mezhep hürriyetinin sağlanması maddesi de önemlidir. Patrikhanelerin imtiyazları devam ederken bunun farklı yanı ve anlamı nedir.” diye sormaktadır30. Aslında bu bir soruş değil bir teşhistir. M. Kemal bu konu ile ilgili yazışmaların sonucu olarak Halide Edip’in 10 Ağustos 1919 tarihli, yazısını da Nutuk’ta belirtir.

Halide Edip bu yazısında “aramızda hangi şartlarda olursa olsun Hristiyan azınlıkların kalacağını, bunun için de güçlü ve çağdaş bir idare kurulmasını ve patrikhaneye siyasi imtiyazlar verilmesini” ister. H. Edip böylece azınlıkların kuvvetli devletler vasıtasıyla yaptıkları sürekli tehditlerin ortadan kalkacağı inancındadır31. Ayrıca Amerika’nın Hıristiyanlar konusunda tarafsız kalacağını, Ermenistan konusunda da korkulacak birşey olmadığını söyler32.

13 Ağustos tarihinde 12 nci Kolordu Komutanı Selahattin’in gönderdiği bir yazıda İstanbul’daki çeşitli partilerin Amerikan heyetine verilmek üzere aldıkları karar belirtilir. Kararda; “azınlıkların yaşadıkları toprakların bütünlükleri istenmekle birlikte Ermenistan’ın Amerika tarafından manda yönetimine alınması kabul edilir.” M. Kemal Paşa bu kararı “son derece üzüntü ve esefle karşılar”. Özellikle Ermeniler’e toprak verilmesi düşüncesine şiddetle karşı çıkar33. Çünkü Ona göre artık varlığından söz edilecek sayıda Ermeni yoktur34.

22 Eylül tarihinde Sivas’a gelen General Harbord’a da Millî Mücadelenin maksat ve gayesi ile Müslüman olmayan azınlıklara karşı gösterilen duygular anlatıldı35.

d) Sivas Kongresi’nden T.B.M.M.’nin Açılışına Kadar Azınlıklar Meselesi:

Sivas Kongresi’nde yeni devletin temelleri atılırken İstanbul Hükümeti’nin de millî mücadele taraftarlarına karşı bir takım olumsuz propagandaları olmaktaydı.

Bu propagandaların temelinde ise Batılı devletleri yanlarına çekmek maksadıyla “millî mücadele taraftarlarının Rumlara, Hıristiyanlara, yabancılara karşı olduklarını” belirtmekteydiler. Bu maksatla da Ali Kemâl ve Mehmet Ali Bey’lerin gayretleriyle Ermeni Patrikhanesinde toplantılar ve Hürriyet ve İtilâf Partisi’nin teşebbüsleri vardı. M. Kemal Nutuk’ta bu durum üzerine Harbiye Nazırı vasıtasıyla, İstanbul Hükümeti’nin dikkatini çektiğini belirtmektir36.

Millî teşkilâtın ve Heyet-i Temsiliye’nin İstanbul Hükümeti tarafından resmen tanınmış bir siyasi varlık olduğunun kanıtlanması maksadıyla Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Amasya’da bir görüşme kararlaştırılmıştı. M. Kemal bu görüşmenin ikinci protokolünde Sivas Kongresi kararlarının madde madde tartışıldığını anlatmaktadır. Sivas Kongresi’nin dördüncü maddesindeki, azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak nitelikte imtiyazlar verilmesinin kabul edilmeyeceği konusu üzerinde dikkatle durur. Bu kaydın, bağımsızlığımızı fiilen sağlamak için, elde edilmesi zaruri bir istek olarak düşünülmesini ve bundan yapılacak en küçük bir fedakârlığın bağımsızlığımızı derinden zedeleyeceğini, bundan dolayı azınlıklara fazla imtiyazlar verilmemesinin hedef olduğunu belirtir37.

Gizli sayıldığı için imza altına alınmayan dördüncü protokolde ise, Ermeni zulmü ile ilgili görülenlerin mahkemeye verilmesinin Meclis’e bırakılması kararı da alınır38.

Amasya’da bu görüşmeler olurken aynı tarihte Ali Kemal ve Sait Molla gibi kişiler azınlıkları sürekli olarak Kuvayı Milliye aleyhine kışkırtıyorlardı. Rum ve Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla, son milli mücadele hareketinden dolayı Ermenilerin göç etmekte olduklarını ilân etti39. Harbiye Nazırı Cemal Paşa Amasya’da bulunan M. Kemâl Paşa’ya gönderdiği telgrafta Milli Mücadele hareketinin çeşitli uygulamalarının kötü niyetliler ve azınlıklar tarafından değişik yorumlandığını bildirdi40.

M. Kemal Paşa 24 Ekim 1919 tarihinde gönderdiği karşı telgrafta “İngilizler ile İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin, İtilâf ve Hürriyet ve Nigehbancıların, Hıristiyan azınlıklarla işbirliği yaptıklarını, Anadolu’ya birçok bozguncular göndererek millî teşkilâtı sakatlamak istediklerini belirtti41.

Sait Molla’nın Hikmet adında bir kişiyi ayartarak onu, Hıristiyanlara karşı bir isyan için kandırdığını bildirdi. Bu durumun Hıristiyanlar aleyhinde bir tertip olduğunu söyledi42. Harbiye Nazırı Cemal Paşa bu gibi kişilerin hainliklerinin anlaşıldığını belirtti43.

M. Kemal Paşa Amasya Protokolü gereği milletvekili seçimleri ve Meclis-i Mebusan’ın toplanması ile ilgili olarak İstanbul Hükümeti ve kendileri arasındaki tartışmalardan, görüş alışverişlerinden bahsederek bu konunun üzerinde titizlikle durmaktadır. Ayrıca milletvekillerini aydınlatmak için verilen bilgi ve direktiflerde Millî Mücadelenin ve M. Kemal Paşa’nın azınlıklar politikasının ana ilkelerini görmek mümkündür. Bu direktiflerin 1.nci maddesinde: “İstanbul’un, İtilâf Devletleri’nin ve özellikle İngiliz kara kuvvetlerinin işgali altında ve deniz kuvvetlerince kuşatılmış olduğu, güvenlik kuvvetlerinin de yabancılar elinde ve karmakarışık durumda bulunduğu bilinmektedir. Bundan başka, Rumların kendi aralarından İstanbul milletvekili adıyla kırk kişi seçtikleri ve Atina’dan gelmiş Yunan lider ve komutanlarının yönetimi altında olmak üzere, gizli polis ve ihtilâlci örgütler kurarak, devletimize zamanı gelince isyan edecekleri anlaşılmıştır. Maalesef, hükümetin İstanbul’da serbest olmadığını itiraf etmek mecburiyeti vardır. İşte bu sebeplerle, Milli Meclis’in toplanma yerini tartışmak gibi bir konu ortaya çıkmış bulunuyor. Milli Meclis İstanbul’da toplandığı takdirde, milletvekillerinin yapacakları vatan görevi dikkate alınırsa, tehlikeye uğramalarından cidden korkulur. Gerçekten de İtilâf Devletleri’nin Ateşkes Anlaşması hükümlerini bozarak barış anlaşmasını beklemeye gerek duymadan, vatanımızın önemli bölgelerini işgal etmek ve Hıristiyan azınlıklara haklarımızı çiğneme fırsatını vermek suretiyle yapılan haksız muamelelerini eleştirip reddedecek, toprak bütünlüğümüzü ve bağımsızlığımızın dokunulmazlığını yılmadan isteyecek ve savunacak olan Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve üyelerinin tutuklanması veya sürgün edilmesi, uzak bir ihtimâl değildir. Tıpkı Kars’ta toplanan Millî İslâm Şûra’sına İngilizler’in yaptıkları gibi, seçimlere katılmamış olan Hıristiyan azınlıkların, onlara uyan İngiliz Muhipleri ve Nigehban Cemiyetleri’nin, bu konuda düşmanların gayelerine hizmet ederek her türlü kötülüğü yapabilecekleri de akla gelebilir. Bu bakımdan, Millî Meclis’in İstanbul’da toplanması, Meclis’ten beklenen ciddî ve tarihî görevin yerine getirilmesini imkansız kılacağından ve Millî Meclis de devlet ve milletin bağımsızlığının temsilcisi olduğundan, ona vurulacak darbe ile bağımsızlığımızın da zedeleneceğini belirtmeye gerek yoktur.” denilmektedir44.

Cemâl Paşa milletvekili seçimlerine azınlıkların katılmamasıyla ilgili görüşlerin M. Kemal Paşa tarafından açıklanmasını ister45. Buna verilen cevapta; “Azınlıklar ile, bu vatan ve bu millet için azınlıklardan daha da zararlı olan bazı siyasî partilerin seçimlere katılmayışlarını, onların kasıtlı ortaya attıkları sebeplere dayandırmak elbette doğru olmaz. Hıristiyan azınlıkların, daha millî teşkilatın adı bile yokken, seçimlere katılmayacaklarını ilân ettikleri bilinmemekte midir46? dedikten sonra Özlük İşleri Müdürlüğü gibi önemli bir görevde bir Ermeninin bulunmasını da eleştirmiştir47.

Meclis-i Mebusan’ın toplanmasıyla ilgili bu faaliyetler yürütülürken işgal altında bulunan İzmir’de halkın gördüğü zulüm ve öldürmelerden de bahsedilmekte; “Yunanlıların zulüm ve zorbalıklarının devam etmesi halinde, aynı şekilde karşı konulmasının zorunlu olacağı” belirtilmektedir48.

Cemâl Paşa Barış Konferansı’nın arifesinde Hıristiyanlara karşı daha dikkatli davranılması gerektiğini bildirdiği telgrafında şöyle demektedir: “Anadolu’da bir katliama uğrayacakları endişesiyle korku ve dehşet içinde olan Hıristiyan halkın, bölük bölük işgal altında bulunan yerlere sığınmakta oldukları etkili ve dikkat çeken bir dille söyleniyor. Gerçi işgal altındaki yerlere ve özellikle Adana bölgesine gidenler, o bölgedeki Ermeni nüfusunu artırmak maksadıyla gitmekte iseler de, Anadolu’da güvenlik ve huzurun bozulmuş olduğu ileri sürülerek, hükümet tarafından yapılan red ve yalanlamanın etkisini azaltıyor”49.

M. Kemal Paşa bu telgrafa 11-12-1919 tarihinde verdiği cevapta sert ve kesin konuşarak Anadolu’da güvenlik ve huzurun bozulmuş olduğunun doğru olmadığını belirterek, özlük işleri Müdürü’nün hâlâ Ermeni olmasını eleştirmektedir50.

Sivas’ta bu yazışmalar olurken Barış Hazırlık Komitesi üyesi olan Çürüksulu Mahmut Paşa’nın Tasvir-i Efkâr gazetesine Ermenilerle ilgili yayınlanan demecini okuyan M. Kemâl, bu konuyla ilgili görüşlerini de şu şekilde anlatmaktadır: “Ermenilerin aşın isteklerine hak vermemekle birlikte, sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasına razı oluruz ifadesi dikkatimi çekti. Doğu Anadolu’da Ermenistan lehine toprak tavizlerinde bulunulacağına söz verme anlamı taşıyan bu cümlenin Barış Komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından söylenmiş olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye ve hayretle karşılanmaya değerdi”. “Doğu Anadolu halkı haklı olarak pek kırgın ve üzgündür. Milletin Ermenistan’a vereceği bir karış toprağı yoktur”51.

M. Kemal Paşa’nın Sivas’ta bulunduğu sıralardaki görüşmeler ve yazışmalarından anlaşıldığı ve kendisinin de belirttiği gibi “iç ve dış düşmanların uygulamaya çalıştıkları plânın önemli bir noktası da, memleket içinde güvensizlik olduğunu ve Hıristiyan azınlıklara saldırılarda bulunulduğunu, elle tutulur, gözle görülür delil ve olaylarla dünya kamuoyuna ispat etmek, bu olayların Kuva-yı Milliye tarafından yapıldığına inandırmaktı. Bu gizli ve iğrenç maksadın gerçekleşmesi için de bildiğiniz gibi, bir takım çeteler kurarak, bunları özellikle Hıristiyan halk üzerine saldırtmak ve bu çetelerin işleyecekleri cinayetleri, millî teşkilâta yüklemek yolunu tutuyorlardı.” demektedir52.

e) Misak-ı Millî ve Azınlıklar

M. Kemal Paşa Sivas’tan sonra daha güvenli ve İstanbul’la irtibat sağlamanın daha kolay olduğu gerekçesiyle Ankara’ya geçer ve Millî Mücadele hareketini orada yürütmeye başlar. Burada Misak-ı Millî programının ilk müsveddeleri kaleme alındı. İstanbul Meclisi’nde bu ilkeler toplu bir şekilde yazıldı ve tespit olundu. Tespit edilen bu ilkeler Millî Mücadele hareketinin ve kurulacak olan yeni Türk devletinin temel esaslarını oluşturacaktır.

Misak-ı Millî’nin özellikle 5 nci maddesi yeni Türk devletinin azınlıklar politikasının temeli olmuştur. Bu madde şöyledir: “Yenen devletlerle düşmanları ve bazı ortakları arasında yapılan anlaşmalardaki esaslar çerçevesinde azınlıkların hukuku, civar ülkelerdeki Müslüman ahalinin de aynı hukuktan yararlanmaları şartı ile tarafımızdan garanti edilecektir53.

İşte bu ilkeleri tespit eden Milli Mücadele taraftarı milletvekilleri Mebusan Meclisi’nde İstanbul Hükümeti’ni düşüreceklerdi. Ancak bu gerçekleşemedi. Üstelik güvenoyu alan Ali Rıza Paşa yaptığı konuşmada: “yabancıların imtiyazlarını genişleteceğiz. Azınlıkların haklarını korumak için nisbî temsil yönetimini uygulayacağız. Adalet, maliye, bayındırlık ve güvenlik işlerinde ve hatta sivil yönetimde yabancılara yeteri kadar kontrol yetkisi vereceğiz” demektedir54. Ayrıca 19 Şubat 1920 tarihli İstanbul’dan gönderilen bir yazıda; “Ermeni katliamının durdurulması ve Yunanlılarla bütün İtilaf Devletleri’nin kuvvetlerine karşı olan tutumun değiştirilmesi” istenmekteydi55.

M. Kemal Paşa, Nutuk’ta bu görüşe şiddetle karşı çıkar. “Ermeni katliamı konusundaki sözlerin gerçeğe uygun olmadığı, aksine güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından silahlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cür’et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara saldırmakta idiler”56. Öte yandan Yunan eşkıyalığı da artmakta idi57.

M. Kemal Paşa aslı olmayan Ermeni katliamı hikayesinin İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgal etmek isteklerine bir bahane olduğu görüşündedir58.

Bu görüşün doğruluğu İstanbul’un 16 Mart tarihinde işgal edilmesiyle gerçeğe dönüştü. M. Kemal Paşa aynı tarihte ivedi olarak bütün vali ve mutasarrıflara yayınladığı telgrafta; “Bugünlerde yurdumuzdaki Hıristiyan halka karşı göstereceğimiz insanca davranışın değeri pek büyük olduğu gibi, hiçbir yabancı kuvvetin açıktan veya dolaylı yoldan yardımını görmeyen Hıristiyan halkın tam bir huzur ve sükûn içinde yaşamaya devam etmeleri, ırkımızın yaratılıştan bezenmiş olduğu medeni kabiliyetine kesin bir delil olacaktır”59.

Görüldüğü gibi Hıristiyan azınlıklara baskı yapmakla suçlandıkları milli mücadele hareketinin İstanbul’un işgali gibi çok önemli ve halkı galeyana getirebilecek bir olayda bile sükûnet ve ağırbaşlılık tavsiye etmesi dikkate şayandır.

İşgalci güçler ise yayınladıkları bildiride Osmanlı vilayetlerinde bulunan Hıristiyanların hayatlarını tehlikeye sokmamak, İtilâf Devletleri ile müttefiklerin askeri kuvvetleri aleyhinde yapılmakta olan sürekli hücumlara son vermek için bu işgalin gerçekleştiğini belirttiler60.

Böylece Osmanlı Devleti’nin yediyüz yıllık hayat ve hakimiyetine son verilmişti61. Öyle ise Ankara’da olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclis kurulmalı62 bunun için de seçimler yapılmalıdır63.

İşte bu gelişmeler sonucu yapılan seçimler ve oluşan Meclis, azınlıklar katılmadığı ve seçilmediği için millî nitelikli ilk meclis olmuştur.

f) T.B.M.M.’nin Azınlıklar Politikası:

Nutuk’ta T.B.M.M.’nin azınlıklarla ilgili görüşlerine Londra Konferansı’nın toplanması aşamasında rastlamaktayız.

T.B.M.M. Sevr Andlaşmasını reddetmişti. Bunun için de Bakanlar Kurulu Başkanı Fevzi Paşa bu andlaşmanın değiştirilerek millî çıkarlarımıza en elverişli sonuçlar elde edilmesi maksadıyla Londra Konferansı’ndan olumlu sonuçlar alınmasının B.M.M. delegelerine bağlı olduğunu Sadrazam Tevfik Paşa’ya bildirdi64. Sadrazam Tevfik Paşa, Sevr Andlaşması’nın Rumların lehinde olduğunu kabul eder65. Ayrıca Yunanlıların “Avrupa’da, Türkiye’deki Hıristiyanların toplu olarak öldürülmekte olduğu propagandasını yapmakta olduklarını söylerek, bu iddiaların doğru olmadığının M. Kemal Paşa tarafından süratle yalanlanması tavsiyesinde bulunur66.

Londra Konferansı’na B.M.M. Hükümeti temsilcileri de resmen davet edilmiş bulunuyordu. Bunun üzerine delege heyetimize Sevr Andlaşması hükümlerinde yapılabilecek değişikliklerle ilgili olarak İtilâf Devletlerinin verdiği projede, kapitülasyonlar devam ederken, Ermenistan sınırının tespiti işi de Milletler Cemiyetine bırakılmaktaydı67. Tabii ki bu proje B.M.M. Hükümeti tarafından kabul görmedi.

M. Kemal Nutuk’ta azınlıklarla ilgili olarak Pontus Rumlarına özel bir yer açar. Pontus meselesini tarihi seyir içinde anlatan Gazi, Rumların bağımsız bir Pontus hükümeti emeline düştüklerini kaydeder. Ayrıca yabancılar tarafından da nasıl teşvik ve destek gördüklerini, nasıl silâhlanarak yerli halkın üzerinde baskı oluşturduklarını bir bir anlatır. Teşkilât merkezlerinin de sık sık toplandıkları kiliseler olduğunu söyler. Asıl merkezin ise İstanbul’daki Rum Patrikhanesi olduğu görüşündedir68.

Pontusçu çetelerin faaliyetlerine karşı tedbir olarak 15 nci Kolordunun faaliyetleri ve halkın silahlandırılarak milli teşkilâtın kurulduğunu söyler69. Ayrıca aralarında Pontusçu Rumların faaliyetlerinin de bulunduğu iç karışıklıkların önlenmesi maksadıyla Nurettin Paşa komutasında Merkez Ordusu’nun kurulduğunu açıkladı70.

İçeride Rumların faaliyetlerine karşı bu tedbirler alınırken Yunanlıların taarruzlarına karşı da büyük mücadeleler verilmekteydi. Diğer taraftan İtilâf güçleri Yunan ileri harekâtını destekleyici faaliyet içinde idiler. Türk direncini kırmak maksadıyla çeşitli ateşkes teklifleri öneriyorlardı. Bunlardan 26 Mart 1922 tarihli notada şu teklifler vardı: “Gerek Türkiye’de gerek Yunanistan’da azınlıkların haklarının korunmasına ve bu maksatla konulacak kuralların uygulanmasına Milletler Cemiyeti’nin de katılması. Doğuda bir Ermeni yurdunun kurulması ve bu işe de Milletler Cemiyetinin katılması”71 23 Eylül tarihli notada da aynı isteklere rastlamak mümkündü72.

Görüldüğü gibi İtilâf Devletleri azınlık ve Ermeni meselesine özel bir önem veriyordu. Bunun sebebi ise bu devletlerin çıkarlarının bu kişiler tarafından sağlanacak olacağı düşüncesiydi. Millî Mücadelenin gittikçe başarıya ulaşmaya başladığı bir aşamada bile itilâf güçlerinin bu istekler üzerinde ısrarla durması çok manidardır.

Nutuk’ta azınlıklarla ilgili olarak Lozan Barış Konferansıyla ilgili gelişmeler de önemli bir yer tutmaktadır. Konferansla ilgili görüşlerini açıklayan M. Kemal, Osmanlı devletinin son dönemde azınlıklarla ilgili tutumunu eleştirmekte ve şöyle demektedir: “Hıristiyan halkın birçok hakları ve ayrıcalıkları vardır. Osmanlı Devleti, Osmanlı ülkesinde oturan yabancılara karşı yargı hakkını uygulayamazdı. Osmanlı vatandaşlarından aldığı vergiyi, yabancılardan alması engellenmiş bulunuyordu. Devletin varlığını kemiren ve kendi sınırları içinde yaşayan azınlıklarla ilgili tedbirler alması mümkün değildi73.

İşte bu gibi sebeplerden dolayı Konferansta isteğimiz Türk milletinin varlığı, istiklali ve hakimiyetinin tanınması idi74.

Lozan Antlaşmasının imzalanmasını ve alınan kararları daha önceki Sevr Andlaşması ve ateşkes teklifleriyle karşılaştıran M. Kemal, azınlıklar konusuyla da ilgili açıklayıcı bilgiler vermektedir75.

SONUÇ:

Nutuk’a göre azınlıklar ve azınlık kavramına girebilecek gruplar hakkında yaptığımız bu incelemede bir hayli malzeme ve bilginin olduğu görülmektedir. Bu da şunu göstermektedir ki; M. Kemal azınlıklar konusuna özel bir yer ve önem vermektedir.

Atatürk’ün Türk milliyetçiliği vasfının en belirgin örnekleri Nutuk’ta görülmektedir. Ona göre öncelikle Türk milletinin bağımlığı ve hakimiyeti sağlanmalı idi. Azınlıkların hakları da Türkiye dışında bulunan Türklerin tâbi olacağı muameleye bağlı idi. Atatürk’ün azınlık politikası, Dış Türkler politikasıyla paralel bir manzara göstermektedir.

Milli Mücadele döneminde Atatürk, azınlıklara oldukça ihtiyatla yaklaşmıştır. Bu konuda dikkatli ve hassas olmuştur. Onları potansiyel bir tehlike olarak görmüştür. Ancak buna rağmen azınlıklara karşı herhangi bir olumsuz kitlesel harekette bulunmaktan özenle kaçınmıştır. Yaptığımız incelemede Atatürk, azınlıkları Türkiye dışındaki Türklere karşı teminat olarak görmüştür

kaynak www.atam.gov.tr

Yorum Yaz

 

Protected by Copyscape Duplicate Content Penalty Protection